İçeriğe geç

BÜKREŞ 19-22 Eylül 2014 (4. Bölüm)

21 EYLÜL PAZAR VE MÜZELER

Sabah ilk işimiz binasını çok beğendiğimiz Belediye Müzesi’ne gitmek oldu. Mimar Konrad Schwink tarafından 1830’da yapılmış neo-gotik romantik tarzdaki iki katlı, ahşap dokusu iyi korunmuş çok sevimli bir bina. Müze fotoğraflarına galeri kısmından ulaşabilirsiniz.

Çıkar çıkmaz Ulusal Sanat Müzesi’ne koşturuyoruz. Çok etkileyici bir müze. Romanya’nın gerçek gururu. Romanyalı sanatçıların heykelleri ve resimleri arasında büyülenerek geziyoruz. Keşke bir tam günü ayırabilseydik ama zamanımız sınırlı. 3,5 saatte, gezemediğimiz birçok bölümü ardımızda bırakarak çıkıyoruz. Fotoğraflarını galeriden gördüğünüzde ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacak.

Ardından Athenaeum ismiyle bilinen görkemli Opera Sarayı’nı geziyoruz. 1886-1888 yılları arasında yapılmış nefis bir bina. Fotoğrafları galeri kısmında.

Saat 16:00’ya geliyor. İkimiz de birbirimize müze zamanımızdan kısmamak, mazeret üretmemek için acıktık demedik bu saate kadar ama ben dayanamıyorum ve Emine’ye “bir şeyler yesek mi acaba” diyorum. Meğer Athenaeum çıkışında, şuradan gidelim, bu sokağa sapalım derken aklındaki bir restoranı arayıp dururmuş. Hep planlı gider zaten. Restoranın bu civarda olduğunu kestirmiş de ararmış. Restaurant La Mama. Bulamadık, bir soluklanalım diye çok güzel bir kafeye oturuyoruz. Dinleniyoruz ve La Mama’dan ümidimizi kesmişken kafedeki garson tarif ediyor, aynı sokağın devamındaymış. Derken buluyoruz. Gerçekten aramaya değer. Çok güzel bir restoran, lezzetleri de mükemmel, servisi de. Ancak akşam saat 20:00’de Caru’cu Bere’ye rezervasyonumuz var, fazla yemeyelim diyoruz.

Yediklerimizi eritip akşam yemeğine yer açmak için yürüyerek dolaşmaya devam. Müzeler bu saatte artık kapandığı için yollara vuruyoruz kendimizi. Bisiklet yollarında serbestçe dolaşan bisikletliler. Geniş yemyeşil bulvarlarda yürüyüş yapanlar, koşanlar, pusetiyle bebek gezdiren aileler. Bükreş’in konsolosluklarının ve en güzel evlerinin bulunduğu Bălescu Bulvarı burası. Akşam rezervasyon saati yaklaşıyor. Dönüyoruz otelimize ve üstümüzü değişip doğru Caru’cu Bere’ye. İkinci katta, tüm restorana hakim olan masamıza yerleşiyoruz. Romanya’nın özgün yemeklerinin en güzellerini tadıyoruz burada. Ortam, ambians süper. Yine bir tek boş masa yok ve kapıda kuyruk. Bükreş’e gideceklere bu restoranı hararetle tavsiye ediyoruz. Fotoğraf ve videolar galeri kısmında.

 22 EYLÜL PAZARTESİ KÖY MÜZESİ VE DÖNÜŞ

Pazartesi günü sabahtan Ulusal Köy Müzesi’ne gidiyoruz. Pazartesi günü açık olduğu teyidini almıştık. Burası her ne kadar müze olarak geçse de müzeden çok bir açık hava parkı aslında. Romanya’nın otantik köy yaşamını Bükreş’in ortasına kurmuşlar. Birleşmiş Milletler ödülü almış bir müze. Evler, kiliseler, köy kahveleri, çiftlikler, tarım aletleri, değirmenler, kısacası bir köyde ne varsa hepsi burada var. Bize çok yabancı gelmiyor. Evlerin içi zaten tamamen aynı. Sadece evlerin mimari yapıları, çatıları, bizim için farklı olanlar bunlar.

Köyden sonra Herăstrău Gölü ve Parkı’na gidiyoruz. Gölün içinde sezonda vapur işliyor. Aslında birbirine geçen 5 göl var. Epey büyük bir alanı kaplıyor. Gölde yelkenliler, kayıklar dolaşıyor. Köprülerle gölün güneyi ve kuzeyi birbirine bağlanıyor. Gölün etrafı değişik türdeki ağaçlarla kaplı nefis bir orman. Çok keyifli ve bakımlı bir park.

Fazla vaktimiz kalmadı ne yazık ki… Hemen, açık olup olmadığını öğrenemediğimiz Cantacusino Sarayı’na yöneliyoruz. Ne yazık ki kapalıymış. Uçağa az bir zamanımız kaldı. Karşısındaki Botanik Parkı’nı gezelim bu arada diye düşünüp giriyoruz. Bu arada müzelerin hepsi ücretli ve tüm müzeler için bir turist kartının olmadığını belirtmeliyim. Her müzeye girerken ayrı ve ciddi bir ücret ödeniyor. Botanik Parkı bile 5 ley kişibaşı. İçerisi hayli bakımsız. Birçok bitki ve çiçek, ağaçlar, güzel bir yerleşime sahip ama ne yazık ki iyi bakılamamış.

Artık taksiye binip havaalanına gitme vakti geldi.

Otelimize geliyoruz, valizlerimizi alıp taksi çağrılmasını rica ediyoruz. Gelen taksiye binerken etrafa son bir göz atıyoruz. Dambovita Nehri bize güle güle diyor. Bu nehir şehirde pek bir varlığı görülemeyen bir nehir aslında. Şehrin yaşamına katılamamış. Olsun, giderken bir el sallamayı çok göremeyiz yine de Dambovita’ya.

Taksiye binince L’arc de Triumph’un önünden geçtik. Restorasyona alınmış ve önüne bir bez gerilmiş. Paris’te Şanzelize Bulvarı’nın sonunda, Avenue de La Grand Armée’nin başlangıcında bulunan zafer takının kopyası. 1. Dünya Savaşı’ndaki zafer üzerine 1922 yılında ahşaptan yapılmış. 1935-1936 yıllarında ise beton ve granite dönüştürülmüş.

Unurii Bulvarı’nın Şanzelize Bulvarı’nın kopyası olduğuna ilişkin söylenti hakkında, aynı düşüncede olmadığımı söylemiştim. Bulvarın orta bölümü Unurii Bulvarı’nda daha güzel demiştim ve farklılıkları belirtmiştim. Zafer Takı ise gerçekten Paris’teki aslı ile hemen hemen aynı.  1836’da açılan Paris’tekinden yaklaşık 90 yıl sonra böyle bir taklide gerek duyulması ilginç.

 BÜKREŞ VE ROMANYA

Bükreş’te turizm ofisinden elde ettiğimiz yayınlar ve araştırmalarımız Romanya’ya tekrar gelmemiz gerektiğini söylüyor. Özellikle Karadeniz kıyısındaki Tulça ve Köstence limanlarına mutlaka uğramak isteriz. Ayrıca Karpat’lar ve Transilvanya’nın doğal güzellikleri bizi çekiyor. Ayrıca Drakula Şatosu’na da gidemedik. Hepsi bir dahaki sefere diyoruz.

Bükreş’e veda ederken bindiğimiz taksi havaalanına 33 Euro’ya gitti. Hem de trafiğe girmemek için ara yollardan. Havaalanından Bükreş’e gelirken verdiğimiz 50 Euro’yu düşününce nasıl kandırıldığımızı anlıyor insan. Hem de güvenilir olduğu söylenen şirket taksisinde.

 BÜKREŞ’TE ULAŞIM VE TROLEYBÜSLER

Biz her şeye rağmen sevdik Bükreş’i. Belki de kendimize yakın bulduğumuzdandır. Söylemeden bitirmeyelim; şehirde metro var ama şehir içi ulaşımda pek bir işe yaramıyor. Banliyölerdeki işçileri şehir dışındaki fabrikalara taşımak için yapılmış. Şehirde otobüs, tramvay ve hatta sıkı durun; troleybüs ile her yere ulaşmak mümkün ama bilmeyen turistlere hiçbir açıklama yok. Ancak bilenler kullanabilir.

Troleybüsleri görünce epey bir nostalji yaşadık. İzmir’dekilerin aynısıydı. Fırsat buldukça fotoğraflarını çekmeye çalıştım ama kalabalık trafikte pek de kolay olmadı. Bir an için 70’li yıllardaki canım İzmir’imi hatırlattı bana. Evimiz Güzelyalı’da, ortaokulumuz Alsancak’ta idi. Her sabah 5 sınıf arkadaşı aynı saatte geçen troleybüste buluşur ve hep aynı yere otururduk. Yerimiz arka kapının karşısındaki yan ve dik koltuklardı. Böylelikle hepimiz birbirimizi görür sohbet ede ede giderdik. Biletçi vardı. Artık ahbabımız olmuştu biletçiler. Virajlarda veya kenara parketmiş araçlardan açılarak geçmek zorunda kaldığında troleybüsün boynuzları atardı. Şoför arka kapıyı açar ve biletçi inip çıkan boynuzları iplerinden çekerek tellere takardı. Sevdiğimiz biletçi olduğunda, arka kapı açılır açılmaz, dur abi biz takarız diye inip boynuzları yerleştirmekten zevk alırdık. Sanki kendi arabamız gibi benimsemiştik troleybüsleri. Ne zaman ki seferden kaldırıldı ve balıklara yuva olması için İzmir Körfezi’nin dibine bırakıldı, içimiz burkulmuştu. Evet, balıkların vahşi insanlardan korunmasını sağlayacaktı ama insan kendi arabasının denize atılmasını ne kadar faydalı bir işte kullanılırsa kullanılsın pek de kabul edemezdi. O zaman korunması düşünülen balıkların üstüne daha sonra çöpler dökülecek, bu yetmezmiş gibi tüm şehrin lağımları akıtılacaktı. Güzelim körfez açık bir lağım çukuruna dönüştüğünde tek bir balık dahi kalmayacaktı. Ne balık, ne yosun, ne kalamar, ne ahtapot, ne de deniz patlıcanı. Vahşi insan, troleybüsleri atarak koruduğu balıkları, tüm canlıların hepsini öldürünce rahatlamıştı.

İşte bu güzelim troleybüsleri 40 yıl sonra Bükreş’te bulmuştum. Zamanım olsa binip gezmek isterdim, nereye gittiğimin önemi olmadan. Boynuzları atarsa inip takardım aynı alışkanlıkla. Belki sırf bunun için tekrar geleceğim Bükreş’e… Tabii seferden kalkmadan gelebilirsem…

ULUSAL SANAT MÜZESİ (NATIONAL ART MUSEUM)

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? DSC07729 ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? DSC07718 ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? DSC07708 DSC07707 ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? DSC07670 ??????????????????????????????? DSC07664 ??????????????????????????????? DSC07657 DSC07656 DSC07653 DSC07648 ??????????????????????????????? DSC07644 ??????????????????????????????? DSC07642 DSC07641 DSC07640 ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? DSC07637 DSC07636 DSC07635 ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? DSC07630 ??????????????????????????????? DSC07616 DSC07615 DSC07612 ??????????????????????????????? DSC07601 DSC07600 DSC07599 DSC07598 ??????????????????????????????? DSC07592 ??????????????????????????????? DSC07590 DSC07589 ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? DSC07574 DSC07572 DSC07569 DSC07568 DSC07567 DSC07566 DSC07565 DSC07558 ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? ??????????????????????????????? DSC07801

1 Yorum »

Bir Yorum Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: