İçeriğe geç

Huzurun Başkenti: MELBOURNE, Avustralya (7 – 11 Ocak 2020) The Capital of Peace: Melbourne, Victoria, Australia (7 – 11 January 2020)

Sidney’in başkenti olduğu NSW (New South Wales), türkçesi ile Yeni Güney Galler eyaletinden, 1 saat 45 dakikalık bir uçuşla Victoria Eyaleti’ne geçiyoruz. Victoria Avusturalya’nın güneydoğusunda yer alır ve Tazmanya’dan sonra en küçük eyalettir. Buna rağmen İngiltere ile aynı büyüklüktedir.

Avustralya Eyaletler Haritası

Melbourne Victoria Eyaletinin başkenti olup 5 milyona yaklaşan bir nüfusa sahiptir. Avustralya nüfusunun yaklaşık beşte biri bu kentte yaşar. Şimdilik Sidney 5 milyonu aşkın nüfusuyla Avustralya’nın en kalabalık kentidir. Ancak Sidney’in yıllık nüfus artış oranı %10 iken Melbourne’un yıllık nüfus artış oranı %12’dir. Aşağıda bağlantısı verilen habere bakılırsa 2050’de Melbourne Avustralya’nın en kalabalık şehri olma yolundadır; https://www.aa.com.tr/tr/dunya/avustralyanin-en-kalabalik-sehri-melbourne-olacak/851451

Melbourne geniş Port Philip Körfezi’nin kuzeyinde güvenilir bir limana sahiptir. Yarra Vadisi’nden süzülerek gelen Yarra Nehri kentin ortasından geçerken muhteşem güzellikler sunarak Port Philip Körfezi’ne dökülür. Yarra Nehri kentin can damarıdır. Sidney ne kadar deniz şehri ise Melbourne o kadar nehir şehridir ama denizden de uzak değildir.

Melbourne gezimizde daha önce planladığımız Philip Adası ve French Adası gezilerimizi yangınlar nedeniyle iptal etmek zorunda kaldık. Adalara giriş, devam eden yangınlar nedeniyle yasaklanmıştı.

HUZURUN BAŞKENTİ MELBOURNE

Victoria Eyaleti’nin başkenti Melbourne aynı zamanda huzurun da başkentidir. Suç oranının azlığı, spor ve rekreasyon alanlarının kentin merkezinde olması, ulaşımın kolaylığı, yeme-içme mekanlarının çeşitliliği ve bolluğu, ikliminin yumuşaklığı ile cezbedici bir kenttir. Bir huzur kenti olması birçok insanı kendine çekmeye başlamış ve nüfusu çok hızlı artar olmuş. Her yıl daha çok insan Melbourne’e yaşamak için yerleşmeye başlamış. Tabii ki dünyanın en yaşanılır kentleri sıralamasında hep en üstlerde kendine yer bulması boşuna değil. 2011 yılında The Economist dergisinin yaptığı sıralamada dünya birincisi olmuş. Liste aşağıda. Bu listede Sidney 6., Perth 8., Adelaide 9. olarak Avustralya’nın dört kentle ilk ona girmesi dünyada ender rastlanılan bir olaydır. Bu liste 5 ana kategoride verilen puanlar ile oluşturuluyor; güvenlik, sağlık, kültür, çevre, eğitim ve altyapı.

Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri 2011 Yılı Sıralaması:

https://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnyan%C4%B1n_en_ya%C5%9Fanabilir_%C5%9Fehirleri

The Economist’in
Dünyanın
En Yaşanabilir
Şehirleri
2011 (İlk 10)
ŞehirÜlkeDerece
1Melbourne Avustralya97.5
2Viyana Avusturya97.4
3Vancouver Kanada97.3
4Toronto Kanada97.2
5Calgary Kanada96.6
6Sidney Avustralya96.1
7Helsinki Finlandiya96.0
8Perth Avustralya95.9
9Adelaide Avustralya95.9
10Auckland Yeni Zelanda95.7

2019 yılında Viyana birinci, Melbourne ikinci olmuş dünyada. Sidney üçüncülüğe yükselmiş, Adelaide 10. olmuş ve Avustralya yine ilk ona (Kanada ile birlikte) üç kent sokmayı başarmış.

The Economist 2019 Yılı DÜNYANIN EN YAŞANABİLİR 10 ŞEHRİ

  1. Viyana, Avusturya

  2. Melbourne, Avusturalya

  3. Sidney, Avusturalya

  4. Osaka, Japonya

  5. Calgary, Kanada

  6. Vancouver, Kanada

  7. Toronto, Kanada

  8. Tokyo, Japonya

  9. Kopenhag, Danimarka

  10. Adelaide, Avusturalya

Listeye giren kentler için yorum yapılırken Melbourne için şöyle bir ifade kullanılmış;

Avrupa kıtasından sıkılan ve mutluluğu çok daha uzaklarda arayanlar için dünyanın diğer ucundan bir adres var sırada. Turistik açıdan Avustralya kıtasının en gözde şehirlerinden biri olan Melbourne; suç oranının sıfır seviyesine yaklaştığı, her yaştan insanın spor yaptığı ve tüm dünyadan turistlerin spor müsabakaları için ziyaret ettiği, ekonomik yönden ise büyük şirketlerin mesken tuttuğu bir vaha. Melbourne başta Formula 1 Grand Prix olmak üzere Avustralya’da düzenlenen tenis turnuvası, sörf turnuvası ya da at yarışları gibi tüm etkinliklere ev sahipliği yapmayı yıllardır sürdürüyor.

The Economist

KENT MERKEZİNE GELİYORUZ

Havaalanından Skybus servisi ile kişi başı 19,75 AUD ödeyerek yarım saat sonra kent merkezine varıyoruz. Servis bizi bir tren istasyonunda indiriyor. Ama burası sadece tren istasyonu değil. 1854 yılında yapılan ve kent merkezini güzelleştiren muazzam bir yapı. Saat kulesi, görkemli kapıları, heykelleri, sütunları, muhteşem kubbeleri ile son derece estetik bir bina. Kentin merkezinde Yarra Nehri’nin kenarında. Bu istasyona inip de ilk kente gelişinizde etkilenmemeniz olanaksız.

Burası Flinders Street İstasyonu. Aşağıda fotoğraflarını göreceksiniz. Tüm ulaşım ağlarının kesişme noktası. Hem tren garı, hem otobüs terminali, hem servislerin son durağı ve şehir içi ulaşımın ilk durağı. Bu binanın kendine özgü bir ismi olmamasına çok üzüldüm. İsmini önündeki caddeden alıyor. Yazık olmuş böyle bir adlandırma. Önündeki cadde Flinders Caddesi ve bu binaya da Flinders Caddesi İstasyonu denmiş. Halbuki kendine özgü apayrı bir ismi hakkeden etkileyici bir yapı.

NOSTALJİK TRAMVAYLAR

Kent merkezinde ilk dikkatimizi çeken bu eski püskü tramvayların büyük gıcırtılar ile yeri göğü inleterek gidip gelmesi oldu. Bir süre sonra bunların rengarenk boyanarak dolaşması, eskiliğine rağmen sevimlilikleri hoşumuza gitmeye başladı. Çıkardığı seslere aldırmadan izlemeye başladık. Emektarlara değer verilmesi de ayrı bir güzellik. Ama Melbourne’un en önemli özelliklerinden birisi de merkezdeki tramvayların tamamen ücretsiz olması. Böylece şehir içi ulaşım diye bir sorun kalmamış. İşte nostaljik tramvaylar…

MELBOURNE’ÜN KISA TARİHÇESİ

1835 yılına kadar Kulin Aborjinlerinin yaşadığı bu bölgeye, Avustralya’nın ve Tazmanya’nın varlıklı göçmenlerinin arazı ihtiyacı nedeniyle gelmesi Aborjinlerin direnişi ile karşılaşmış. Önce Aborjinlerle bir anlaşma yapılıp 600.000 dönümlük bir alan satın alınmak istenmiş. Ancak o zamanki yönetim anlaşmayı reddetmiş ve Aborjinleri bölgeden sürmüş. Buna pek savaş da denemiyor, çünkü tamamen silahsız insanlarla top tüfek sahibi olanların karşılaşmasının sonu belli olduğu için, yerliler kovulmuş ya da sürülmüş demek daha doğru olabilir.

1851 yılında Melbourne civarında altın bulunması ile birlikte başlayan altına hücum sonucunda kent oldukça yoğun göç almaya başlamış ve Avustralya’nın en kalabalık şehri olmuş.

1 Ocak 1901’de Avustralya’nın federasyonlaşması ile birlikte parlamentoya da ev sahipliği yaparak ilk başkent olmuş.

Sidney’in mahkûmlar tarafından kurulmuş olmasına karşın Melbourne’ün varlıklı kesimler tarafından kurulmuş olması ve bu farkılığı Melbournelülerin her seferinde Sidneylilerin önüne çıkartması sonucu iki kent arasında bir rekabet başlamış.

1927 yılına kadar Avustralya’nın başkenti olan Melbourne, Sidney’in itirazları sonucunda başkent ünvanını Canberra’ya kaptırmış.

1956 yılında Olimpiyat oyunlarının Melbourne’de düzenlenmesi kentin gelişimine olağanüstü katkılarda bulunmuş. Ülkenin en gelişmiş spor tesislerine sahip olması o tarihte Melbourne’ü spor ve kültür alanında ön plana taşımış. Halen de ülkenin kültür ve gastronomi alanında en önemli şehri demek yanlış olmayacaktır.

MELBOURNE MERKEZİ

Melbourne 1835’ten sonra kurulan bir kent olduğu için oldukça düzenli ve sorunsuz bir kent. Kentin eğitim ve kültür düzeyi oldukça yüksek. Sidney dünyanın birçok ülkesinden gelen göçmenlerle oldukça kozmopolit bir kent olmasına rağmen Melbourne’e yerleşenlerin daha çok Avrupalı göçmenler olduğunu görüyoruz. Kentte kültür ve sanat etkinlikleri herhangi bir Avrupa kentini aratmayacak düzeyde. Sporda ise dünyanın en büyük spor karşılaşmalarının düzenlendiği bir şehir haline gelmiş. Formula 1 Grand Prix’yi saymazsak, Avustralya Açık Tenis Turnuvası, Melbourne Bahar At Yarışları Festivali v.s….

Yeni kurulan bir kent olunca, en eski bina da 1835 yılında yapılmış olunca tabii ki bir tarih aramayacaksınız. Kent merkezinde 1835’ten sonra yapılan binalarla yenilerinin yan yana yer aldığını görünce biraz garipsiyor insan ama buna alışmak gerek. İlk yapılan binaları, yani bütün tarihi korudukları için karma görüntüler kaçınılmaz. Merkezde gezerken şehrin rahatlığına, düzenine, insanı rahatsız eden hiçbir unsur olmamasına, hatta tam tersine her şeyin insanın rahatlığı düşünülerek yapılmış olmasına hayran olmamak elde değil. Yeşil alanlar, parklar, kafeler, restoranlar hepsi ince ve güzel bir zevkin ürünü olarak serpiştirilmiş. Buyrun gezelim…

Kentin sanatsal yönünü gösteren güzel graffiti örnekleri;

BOTANİK BAHÇESİ

Dünyanın en güzel botanik bahçeleri arasında ilk üçe gireceğini okuduğumuz Melbourne Royal Botanic Garden’a giderken biraz abartıldığını düşünüyorduk. Londra Botanik Bahçesi’nden bile daha mükemmel olacağını hiç tahmin etmemiştik. 36 hektarlık bu büyük bahçeye vardığımızda önümüze çıkan haritaya bakıp iki şey düşündük; Nasıl gezeceğiz ve ne kadar sürecek? Anlaşılan buraya bir tam gün ayrılsa ancak gezilebilir. Aşağıdaki ilk iki fotoğrafta bahçenin haritası ve gezi listesi yer alıyor. Haritasız gezmeye kalkılırsa kaybolmamak çok zor. Bahçedeki bitki türlerinin zenginliğine inanamayacaksınız. Tam 13.000 tür varmış. Kocaman göller, göllerde tekne gezileri, inanılmaz büyük ağaçlar, bahçede yaşayan envai tür hayvan, isteyenler için at gezileri, çocuk parkları, kafeler, restoranlar ve piknik alanları ile sizi apayrı bir dünyaya götürüyor. O dünyadan pek çıkıp da şehrin karmaşasına girmek istemiyorsunuz. Düzenlemeler o kadar güzel ki, her 500 metrede bir çöp kutusu, banklar, dinlenme alanları, engellilere özel yollar… her şey insanın huzuru için düşünülmüş.

Botanik Bahçesi içinde Anzak Anı Evi

Botanik Bahçesi girişinde Anzak Anı Evi kurulmuş. Tabii ki Gelibolu için de özel bir bölüm ayrılmış. Oldukça etkileyici düzenlenen bu müzede yine aynı sorunun cevabını aradık; kendi ülkesinin savunması için değil de emperyalizmin yardımcı unsuru olarak bu savaşlara katılmanın bir pişmanlığı herhangi bir yerde var mı? Yok, tam tersine kahramanlık öyküleri insanın beynine kazınmaya çalışılıyor. Aynı bizim Kore’ye gönderdiğimiz askerleri kahramanlık olarak göstermeye çalışmamız gibi…

YARRA NEHRİ’NİN GÜZELLİĞİ

Kentin ortasından kıvrıla kıvrıla geçen Yarra Nehri Melbourne’e çok büyük güzellikler katıyor. Nehri çok güzel kullanıyorlar. Hem gezi tekneleri ile turizmin hizmetinde hem de su sporları ile muhteşem olanaklar yaratıyor. Nehir, kenarındaki yürüyüş yolları, parklar, köprüler, gezinti alanları, yeşillikler ve su sporları merkezleriyle her daim halkın elinin altında mükemmel rekreasyon olanakları sağlıyor. Yetişkinler iş çıkışı ve tatillerde, gençler ise okul sonrası, kano, kürek, su bisikleti… nehrin üstü ana baba günü gibi. Bu kadar efektif kullanılan başka bir nehre rastlamadım.

Nehirdeki su sporlarını bu video ile anlatmak daha kolay;

Queen Victoria Gardens

12 dönüme yayılan, nispeten küçük bir bahçedir. Kraliçe Victoria anısına yapılan parkta ilginç heykeller ve İsviçreliler tarafında hediye edilen 7.000 çiçekten oluşan saat görülmeye değerdir.

Port Melbourne

Melbourn’ün yeni gelişmekte olan liman bölgesi Port Melbourne’ü geziyoruz. Burası aslında cruise gemilerinin yanaştığı liman olmasına rağmen nefis kumsalı ve tertemiz denizi ile harika bir plaj bölgesi. Limanın hemen yanında yükselen gökdelenleri, şehir hayatından kaçmak isteyenler tercih ediyor. Önlerindeki nefis plajın keyfini çıkarmak şehre sadece yarım saat mesafede.

DOCKLANDS BÖLGESİ

Port Mlbourne’ün biraz ilerisinde Docklands bölgesi yer alıyor. Burası yeni gelişmeye başlayan bir bölge. Melbourne’ün meşhur Marvel Stadyumu da burada. Marinası, yakın yerlere kalkan feribot iskelesi, yakındaki plajları ile tercih edilen bir bölge olmuş. Mimari olarak da güzel binalar yapılmış. Lüks bir semt olmuş ve fiyatlar uçmuş tabii. Emlak dükkanlarının ilanlarında buradaki bir dairenin en az 1.000.000.-AUD’dan başladığını öğreniyoruz.

Brighton Beache Boxes

1800’lü yılların sonlarına doğru yapılan bu sahil kulübeleri her birinin ayrı renkleri, resimleri ve boyaları ile oldukça şirin bir görüntü oluşturuyor. 96 tane olan bu kulübeler uzun dönemli kiralanabiliyor. 100 yılı aşkındır, nefis bir kumsala sahip Bayside plajında halka hizmet etmekte. Elektrik ve suyu yok bu ahşap kulübelerin. Sadece güneşten korunmak, yorulanların uyuyabileceği birkaç metrekarelik kulübeler. Oldukça rağbet görüyor, hepsi dolu ve kullanılıyordu gittiğimizde. Bu şirin kulübeler ve plajın tertemiz olmasına, etrafta tek bir çöp bile olmamasına imrenerek gezdik.

Saint Kilda

Melbourne’ün güney doğusuna doğru gidip Port Philip Körfezi’nin kuzeyindeki nefis plajları gördüğünüzde burası St. Kilda’dır. Şehre çok yakın bu semt Melbourne’ün zengin kesiminin yaşadığı yerlerdir. Genellikle iki katlı nefis villaların süslediği sahil boyunca gezinti alanları, marinalar, yat kulüpleri ile bezenmiştir.

Royal Brighton Yacht Kulüp

Saint Kilda’nın herkese açık bu yacht kulübünde kısa bir soluklanma bile insana çok şey katıyor. Bir yat kulübü nasıl hizmet verir, ders olarak okutulacak kadar düzenli bir yer görmenin keyfini yaşadık. Çocuklar, büyükler hep birlikte, her yaş grubuna hitap eden tekneler ile açılıyorlar. Onlara şişme bot ile nezaret eden antrenörleri ellerinde telsizle birbirlerini yönlendiriyor ve karaya bilgi veriyorlar. Karada her şey o kadar düzenli ve temiz ki sanki yat kulübü değil eczane. Sabit salmalı teknelerin denize indirildiği vinç, karaya çekilip park edilen alanlarda yeri belli. Yerde tekne ismi yazılı. Her teknenin bir yeri var. Kimse kafasına göre bir yere çekmiyor. Köpekle girmek yasak. Yat kulübünün önü plaj. İsteyenler denize giriyor, isteyen tekneye biniyor, isteyen kıyıda birasını yudumluyor. Herkesin yüzünden mutluluk ve gülümseme akıyor. Tanıyan tanımayan herkes birbirine saygı ile selam veriyor. Bırakın bizi, bu kulübe üye olup burada kalmak istiyoruz…

Queen Victoria Market

Kentin en büyük pazaryeridir. Dünyanın her yerinden gelen sebze meyveler de vardır, Avustralya’da yetişenler de. Gıda dışında giyim, hediyelik eşya, çiçek, antika eşyalar, bitpazarı da vardır. Oldukça geniş tezgâh aralıkları nedeniyle gezmesi son derece rahat bir pazaryeridir.

The Great Ocean Road

Okyanus kıyısında 200 km. boyunca devam eden sahil şeridindeki bu yol, 1. Dünya Savaşı’nda görev yapmış askerler tarafından cephede hayatını kaybetmiş arkadaşlarının anısına yapılmış. Yolun birçok bölümü var. Bir kısmı ormanlar içinden geçiyor. Bir kısmı nehir kıyısındaki muhteşem doğal güzellikler içindeki yürüyüş yollarından. Bir kısmı korkunç kayalıklardan, hem de denizin dibini boylayan seksenden fazla yelkenlinin son seferini yaptığı kayalıklardan geçiyor. Gezimize başlıyoruz. The Great Ocean Road, enfes plajların olduğu Torquay’den başlıyor.

İLK DURAĞIMIZ Melba Gully

Melba Gully endemik bitkiler ve zengin faunası ile çok önemli bir orman

Kennett River

Ve yol üzerindeki bir nehir kenarında kurulan yürüyüş güzergahına geldik. Bu güzergâh kilometrelerce gidiyor. Kuş çeşitlerini ve karşılaşacağımız diğer hayvanları, balıkları tanıtan levhalardan bilgi almaya çalışıyoruz. Lisanslı olmayanların balık avlaması yasak. Balık avlama iskelelerinde de izin verilen boyların metresi konulmuş. Avladığın balığı ölçüyorsun, küçükse geri bırakman lazım. Yoksa lisans iptaline kadar gidiyor ceza. Burası doğa ile baş başa kalmak isteyenler için bir cennet.

Twelve Apostles

Gezinin son ve en etkileyici durağına geldik. Burası deniz kıyısında doğal yollarla oluşan 12 adet büyük taş kütlenin olduğu yer. Dalga, rüzgâr ve yağmurun etkisiyle 5 tanesi erimiş, geriye yedi tanesi kalmış. Yumuşak bir taş oluşumu var. Dalgalar taşları oya gibi işlemiş. Kıyıda derin koylar oluşturmuş. Bu kayalıklar, etrafında seyreden gemiler için de büyük tehlike olmuş. Denizin dibinde seksenden fazla geminin yattığı söyleniyor. Görsel olarak hem ilginç ve güzel hem de korkutucu bir havası var. Birlikte izleyelim: